Öne çıkan

Ali Koç ve Teknik Direktör Tercihleri

Başkan Ali Koç yönetimindeki Fenerbahçe’de 3. sezon dolmadan 5. teknik direktör değişikliği yaşandı. Şimdiye kadar görev alan hocaların hikayeleri, geliş nedenleri, puan ortalamaları ve görevden alınmalarını ilgimi çeken yönleriyle anlattım.

Başkan Ali Koç 3 Haziran 2018’de göreve geldiğinde 15 gün içerisinde ligi lider Beşiktaş’ın 13 puan gerisinde, 3. sırada bitiren Aykut Kocaman ile yollar ayrıldı. Bu ayrılığın ardından Koç yönetimi 4 farklı teknik direktörle çalıştı.

Phillip Cocu

“Gönlümden geçen, arzum, dileğim, başkan olduğum müddetçe umarım ilk ve son teknik direktör anlaşmamız olur.”

Ali Koç – Phillip Cocu’nun imza töreninden
Nasıl/neden getirildi?

2014 yazında başına geçtiği PSV Eindhoven’la Ajax’ın 4 sezonluk hegemonyasını yıkarak kulübe 6 sezonluk aradan sonra 4 yılda 3 şampiyonluk yaşattı. Türkiye ve Hollanda liglerinin birçok konuda benzer özellikler göstermesinin yanında geleceğe dönük planları olan, altyapıya önem veren ve vizyonlu bir isim olması da Cocu’nun tercih edilme nedenleri arasındaydı.

Comolli – Cocu ikilisinin ilk yaz transfer döneminde Josef de Souza, Giuliano ve Fernandao’nun satışlarından 25 milyon euro gelir sağlayan Fenerbahçe bu bütçesini 16,5 milyon euro harcayıp aldığı 11 yeni oyuncuyla değerlendirerek kadrosunu yenilerken yaz transfer sezonunu da 8,5 milon euro karla kapatmış oldu.

Neden gönderildi?

Sezon başladığında ligde ilk 9 hafta geride kalırken 4 mağlubiyet alınmış ve yalnızca 2 maçtan 3 puanla ayrılabilmişlerdi. Bunun yanı sıra Şampiyonlar Ligi eleme turunda Benfica’ya elenerek düşülen Avrupa Ligi’nde de 3 maçta 4 puan alındı. 10. haftada Kadıköy’de oynanan ve Ankaragücü’ne 1-3 kaybedilen maçın ardından ise “Umarım son anlaşmamız olur.” denilerek getirilen Cocu ile 15. maçının ardından yollar ayrıldı.

Erwin Koeman
Nasıl/neden geldi?

Yeni teknik direktör beklenirken bir sonraki hafta Galatasaray deplasmanında takımın başında Cocu’nun yardımcısı Erwin Koeman sahaya çıktı.

Cocu’nun görevden alınmasıyla bir anda Fenerbahçe antrenörü olarak hayatına devam eden Koeman ilk maçına Galatasaray deplasmanında çıkıp ve 2-0 geriden gelerek 2-2 beraberlikle bitirdiği maçla kötü başlayan sezonda camiaya ‘acaba’ dedirtince bir süre Koeman’la devam edilmesi kararına varıldı. Derbideki sonucun ardından hafta içinde Anderlecht ve 3 gün sonrasındaki Alanyaspor galibiyetlerinin de gelmesiyle camiada Koeman’ın doğru adam olabileceği fikri yayılmaya başladı.

Neden gönderildi?

Alanyaspor maçından sonra işler tersine dönmeye başlamıştı. Trabzonspor karşısında alınan mağlubiyet ve peşine gelen Dinamo Zagreb ve Kasımpaşa beraberlikleri soru işaretleri başlatmış, Türkiye Kupası’nda Giresun’u geçtikten sonraki Akhisar ve Spartak Trnava mağlubiyetleri Koeman’ın ara transfer döneminden önce takımdan gönderilmesine neden olmuştu. Koeman çıktığı 9 maçta 1,33 puan ortalaması ile aralık ayında Fenerbahçe’den ayrılmış oldu.

Ersun Yanal Dönemi

“Fenerbahçe’nin bugün içinde bulunduğu durumu bugün dışardaki havayla eş değer tutabiliriz. Hava yağmurlu, ıslak, kaygan bir zemin. Kara bulutlar, puslu bir hava. Görüş mesafesi sınırlı.  Aynı bügünkü hava gibi ama yarın da güneş açacak. Güneş açmak için Ersun hocamızda burada. Ersun hocamız tribünlerin de uzun zamandır beklediği, dua ettiği ve istediği bir isim.”

Ali Koç – Ersun Yanal’ ın imza töreninden
Nasıl/neden geldi?

Koeman’ın da başarısız olmasıyla Ali Koç, sezon başlangıcından bakıldığı zaman ilk 4 ayında bir sportif direktör getirmiş, onun büyük pay sahibi olduğu 11 transferden olumlu bir dönüş alamamış ve 2 teknik direktör kovmuş olmuştu. Başkan olurken arkasında olan taraftarı işler bekledikleri gibi gitmeyince olaya el atma gereği görmüş ve Koeman’ın son maçlarında tribünlerde ‘Ersun Yanal’ seslerini yükseltmişti. Başkan, yaptığı tercihlerde başarısız olduğunu görürken bir kez daha kendini ateşe atmamak adına taraftarın istediği Ersun Yanal’ı kendisinin pek gönlü olmasa da takımın başına getirmişti.

2018/19

Ersun hoca takımın başına geldiği zaman aslında kendisi için oldukça müsait bir ortama giriş yapmıştı. 2013/14 sezonunda yaşattığı gösterişli şampiyonluğun yanı sıra başına geçtiği takımı kendisinin kurmamış olması da kendisine büyük bir kredi sağlıyordu. 15. haftada 17. sırada göreve geldiği Fenerbahçe’de ara transfere kadar olan süreçte ligdeki 2 maçından da beraberlikle ayrılmış ve 2019’a düşme potasında girmişti.

Ara transfer döneminde Moses, Serdar, Sadık, Tolgay ve Zajc takıma katılırken Reyes, Aatıf ve Barış Alıcı’yla yollar ayrıldı. Ümraniyespor’la yapılan iki maçın ardından kupaya veda edilirken ligde Bursaspor ile oynanan maçtan bir beraberlik daha alınmıştı. Yani Ersun Yanal takımın başına getirildikten sonra ilk 6 resmi maçında sadece Giresunspor’dan galibiyet alabilmişti ve işler onun için pek de iyi gitmiyordu. Bu sırada Ali Koç’u rahatlatan faktör ise taraftarların hala stadı doldurup hocalanın arkasında durmasıydı.

Kötü başlangıcın ardından bir toparlanma dönemine girilmiş ve 21 Şubat’ta Zenit deplasmanında alınan mağlubiyetle Avrupa Ligi’ne veda edilmesinden sonra ligde 12 maça çıkan Fenerbahçe 36 puanın 22’sini toplayarak ocak ayında 17. sırada bulunduğu ligi mayısta 6. sırada tamamlamıştı.

2019/20

Sezona bir önceki sezonda takımı aldığı ve bitirdiği noktalar arasındaki farkın da büyük etkisiyle taraftar desteğini arkasında daha da sağlam bir şekilde hissederek giren Ersun Yanal, transfer döneminde bir şans daha verilen Comolli ve hedefi şampiyonluk olan başkan Ali Koç beraber girdi.

Yaz transfer döneminde büyük bir operasyon yapıldı; bir önceki sezon kiralık olarak oynayan Slimani, Ayew, Benzia ve Frey geri gönderilip Mehmet Topal, Şener, Valbuena ve Soldado gibi önemli isimlerle yollar ayrıldı. Eljif Elmas 16 milyon euro gibi ciddi bir gelir kazandırarak Napoli’ye giderken kaptan Volkan Demirel ise profesyonel kariyerini noktalayarak teknik ekibe katıldı. Eljif’ten elde edilen gelir Deniz Türüç, Vedat Muriqi, Zanka, Altay ve Luiz Gustavo’ya harcanırken Adil Rami, Max Kruse, Emre Belözoğlu ve Mevlüt Erdinç bedelsiz olarak kadroya katıldı, Galatasaray’ın art arda elde ettiği iki şampiyonluğun 1,5 sezonunda önemli pay sahibi olan Garry Rodrigues kiralandı.

Neden/nasıl gönderildi?

Sezona şampiyonluk hedefiyle, camia olarak bir bütün halinde ve önceki sezona göre oldukça güçlü bir kadroyla giren Fenerbahçe ilk 19 haftayı 11 galibiyet, 4 beraberlik ve 4 mağlubiyetle sezonu şampiyon bitiren Başakşehir’in 1 puan önünde, dönemin lideri Sivasspor’unsa 4 puan gerisinde 2. olarak kapattı ancak şubat ayı boyunca oynanan 5 maçın hiçbirinden galibiyet alınamayınca Ersun Yanal’la da yollar ayrıldı. Sezonun geri kalanı ise yardımcılardan Tahir Karapınar ile tamamlandı ve Fenerbahçe ligi 53 puanla 7. sırada tamamladı.

Erol Bulut Dönemi

“Fenerbahçe ailesi olarak saha dışında camiamızın eşsiz desteği ve güveni, saha içerisinde yakalayacağımız birlik, beraberlik, takım ruhu ve mücadeleyle birlikte eşsiz zaferlere ve kupalara yürüyeceğimize inancımız tam. ”

Fenerbahce.org – 25.08.2020
Neden/nasıl geldi?

Pandemiyle beraber tamamlanan sezonun hemen ardından başkan Ali Koç uzun bekleyişin ardından hem Yeni Malatyaspor’da hem Alanyaspor’da görece daha kısıtlı kadrolarla göze hoş gelen oyunlar oynatan ve her iki takımla da ligi Avrupa Ligi potasında tamamlamayı başaran Erol Bulut’la anlaşmaya vardı.

Yaz transfer sezonunda Samatta haricinde tamamı Erol Bulut geldikten sonra yapılan 16 transfer gerçekleştirildi. Bu transferlerle beraber futbolla ilgilenen neredeyse herkesin ortak kanısı “Bu kadro bu ligi süpürür.” olmuştu. En basit düşünceyle, sezona Galatasaray orta sahasında büyük bir nicel eksikliğin olmasının yanı sıra ocak ayına kadar da Muslera’dan yoksun; Beşiktaş ise sağ bekte Lens, santrafor rotasyonundaysa gol atamayan Güven Yalçın ve Cyle Larin ile giriyordu.

Fenerbahçe, ilk 7 haftayı Galatasaray’ın 4, Beşiktaş’ın 7 puan önünde lider tamamladı ancak hala kadrodan beklenen güçlü oyuna pek yaklaşılmamıştı. 8-13. haftalar arasındaki 6 maçtan da 2 galibiyet ve 4 mağlubiyetle (Kadıköy’deki Beşiktaş derbisi de dahil) çıkılınca taraftarlar arasında fikir ayrılıkları oluşmaya başladı. Bir bölüm “Bu iş Erol Bulut’la olmayacak.” düşüncesine girerken diğer kesimse “Biz hocaya güveniyoruz.” tarafındaydı. Maçların seyircisiz oynanmasının büyük takımları ne kadar olumsuz etkilediği ortada ancak bu tarz dönemlerde taraftarların skora bağlı olarak takımları birçok kez kaosa sürüklediğine de şahit olduk. Bu yüzden Erol hocanın maçlarda geleceğini değil de sahanın içini düşünebilmek adına büyük bir fırsatı oldu.

Nasıl gönderildi?

Kötü sürecin ardından 9 maçlık bir seri (8G, 1B) yakalandı ve Fenerbahçe 23. haftayı sonunda Galatasaray ve Beşiktaş’ın 3 puan önünde lider tamamladı ama sahadaki oyun ne Fenerbahçeli’leri tatmin ediyor ne de izleyenlere keyif veriyordu. 24. haftada Kadıköy’de oynanan ve Galatasaray galibiyetiyle sonuçalanan derbiden sonra ise hem oyun hem de skor olarak bir istikrar yakalanamadı. Derbi dahil 8 maçtan yalnızca 3 galibiyet alınmasının ardından Erol Bulut ile yollar ayrıldı.

Neden?

Başkan Ali Koç’un arzuladığı istikrarı sağlayamamasının nedenleri neler oldu?

Yeni yönetim geldiğinde ilk iş Avrupa modelinde bir sportif direktör getirerek kadro planlaması yapılıp buna uygun bir teknik direktör getirmek oldu. Comolli imzayı attı ve transferler başladı. Yaklaşık 1.5 ay sonra Cocu ile anlaşıldı. Yapılan iş her ne kadar doğru görünse de Cocu, PSV’de 4 sezonda 3 şampiyonluk yaşarken kadrolarının yaş ortalamaları 21.8, 23.2, 22.7 ve 22,1’di. Fenerbahçe’de ise göreve başlarkenki geniş kadrosunun yaş ortalaması 25.6, ideal bir maç kadrosununki ise 26.7’ydi. Ayrıca Cocu PSV’de daha önce hem alt yaş gruplarında antrenörlük hem yardımcı antrenörlük hem de teknik direktörlük yapmıştı. Zaten Hollandalı olmasının ve orada futbol oynaöış olmasının getirdikleri de uyum gibi bir sorun yaşamasının önünün tamamen kesmişti. Buradaki en önemli nokta ise Cocu’nun PSV’de her kademede antrenör olarak 5 sezon geçirdikten sonra istikrarlı başarıyı sağlamıştı. Bizler de Ali Koç’la beraber teknik direktör sabrının biraz da olsa artabileceğini düşünürken kariyeri bu şekilde ortada olan biri isme yalnızca 15 maç verilmesi belki de bu zamana kadar gelen sürecin en önemli noktasıydı.

Coeman ise zaten bir geçici antrenör olarak getirildiğinden dolayı görev süresinin anlık başarı ve başarısızlıklarla belirlenmesi Türkiye standartlarında gayet olağan bir durumdu.

Ersun Yanal’ın gelişi ise bana göre Ali Koç’un önce “Ben bir şeyleri değiştireceğim.” dercesine yaptığı Comolli-Cocu birlikteliğinin beklediği sonucu vermemesinin ardından taraftarı karşısına almamak, ortalığı dinginleştirmek açısından verilmiş kısmen doğru bir karardı. Ersun Yanal bildiğimiz gibi baskıyı, hareketli oyunu ve güçlü kadrolarla rakibi boğmayı seven bir antrenör ve bence bu kadar net çizgileri olan bir hocadan başkasının yarattığı kadroyla şampiyonluk beklemek çok da doğru değil. Nitekim bakıldığı zaman Ersun hoca 2019/20 sezonuna kendi kurduğu kadroyla girmiş ve puan tablosunda sezonu lider bitiren Başakşehir’in önünde yer alırken yine bir düşük form periyodunda görevine son verilmişti.

Bu sezonun başında Erol Bulut’un tercih edilmesinde muhtemelen Alanyaspor ve Yeni Malatyaspor’da kısa vadede başarı yakalaması büyük rol oynadı çünkü yönetim daha önce iki kez antrenörlerden başarı bekleme konusunda ne kadar aceleci olduğunu gördü ve artık taraftarların da yönetime olan düşüncelerinde irili ufaklı değişimler başladı. Ayrıca Erol Bulut’un Fenerbahçe kariyeri ve Emre Belözoğlu ve Volkan Demirel gibi isimlerle çalışmasının hem adaptasyonunun kısa sürmesinde hem de futbolcularla bağının daha kuvvetli olmasnda büyük kolaylık sağlayacağı düşünüldü. Bakıldığı zaman taraftarın desteği, transferdeki başarı ve yaratılan ortam sorunsuz görünüyordu. Galatasaray derbisine kadar da oyun tat vermese de skorlar karın doyuruyordu. Derbiyle beraber yine 8 maçlık bir form düşüklüğü ligin bitimine 10 hafta varken lider Beşiktaş’la puan farkı yalnızca 5 olmasına rağmen Erol Bulut’un görevden alınma nedeni oldu.

Geri dönüp 3 ana ve bir geçici antrenöre bakıldığı zaman hepsinde benzer sorunlar göze çarpıyor. İşler iyi giderken antrenörlere verilen destek ve tökezlendiği anda keskin kararlar alınması herhangi bir kriter fark etmeksizin hiçbir teknik direktörde farklılık göstermedi.

Oynanan futbolu göz ardı ettiğimiz zaman Ali Koç’un, döneminin en yüksek puan ortalamalı teknik direktörünü ligin bu denli kritik bir noktasında görevden alıp takımı futbolculuğundaki oyun zekasından en ufak şüphe duyulamayacak olsa da daha önce hiç antrenörlük geçmişi olmayan Emre Belözoğlu’na teslim etmesini çok da mantıklı bulmuyorum. Bunun nedeninin en basit anlatımı da şu olmalı:

1- Fenerbahçe bu sezon şampiyon oldu ve Emre Belözoğlu’yla devam kararı alındı. Yaz transferinde Emre Belözoğlu’nun istediği transferler yapıldı ve ilk 10 haftada 4-5 mağlubiyet alındı. Sonucunda antrenör değişikliği yaşanacak ve takım, getirilen hocanın takımı olmayacak. Bir sezon kaybı demektir.

2- Fenerbahçe bu sezonu şampiyon tamamlayamadı ve şampiyon olan takım 80 puanın altında şampiyon oldu. Erol hocanın ortalamasına bakıldığı zaman 80 puan yapar ve Fenerbahçe’nin şampiyon olması anlamına gelir. Dönemlik performans yüzünden sezon yanar.

3- Fenerbahçe bu sezon şampiyon olur ve önümüzdeki sezona Emre Belözoğlu veya başka bir hocayla iyi başlangıç yapılır. Ali Koç’un tek haklı çıkacağı senaryo gerçekleşir.

Tabi ki daha birçok ihtimal var ama en basite indirgenmiş 3 senaryoda başkanın %33’lük bir şansı var.

Fenerbahçe 1-3 Galatasaray: Bir Devrin Sonu Nasıl Geldi?

Maçın İçinden

Her derbide önceden kestirilebilir tek unsur olan ilk 20 dakikalık ev sahibi baskısını bu sefer göremedik. Fatih Terim maçtan önceki röportajında da bu baskıyı beklediklerini belirtmişti ancak maç başladıktan sonra beklentilerin tersi bir durumla karşılaştık. Galatasaray ilk 10 dakikada önde baskı kurdu ve ikisi net olmak üzere dört pozisyona girdi. Öndeki şok baskı Fenerbahçe’nin topla birlikte yarı sahahasından çıkmasını zor hale getirdi ve Galatasaray maça belki de beklediğinden bile daha iyi başladı.

Bu süreçte Galatasaray baskılı bir oyun oynarken Fenerbahçe ise topa sahip olma çabasındaydı. Bunu doğru bir şekilde uyguladıkları ilk pozisyonda ise Vedat Muriqi’le penaltıyı bularak 18. dakikada öne geçti. Golden sonra da iki takımın oyun anlayışlarında büyük değişiklik olmazken Galatasaray önde kazandığı toplarda doğrudan kaleye giderek gol aradı.

Galatasaray’da maçın başından beri kornerler ve yandan kullanılan serbest atışlarda ön direkte bulunan Donk 40. dakikada bulunan kornerde bu kez penaltı noktasına doğru konumlandı ve boş kaldığı pozisyonda düzgün bir kafa vuruşu yaparak maça eşitliği getirdi. Golde Donk kadar iki savunmacıyı şarj eden Feghouli’nin de payı büyük.

Donk’un golünde Feghouli’nin Hasan Ali ve Serdar’a yaptığı şarj

Devrenin son 5 dakikasında iki takım da ana planının fazla dışında kalmadı ve dengeli bir oyunla soyunma odalarına girildi. 60. dakikaya kadar Fenerbahçe set hücumlarıyla rakip yarı sahaya yerleşmeye çalışırken Galatasaray ise özellikle Onyekuru’yla hızlı hücumlar aradı. Bu süreçte maçtaki tek ciddi pozisyon ise Isla’nın arka direkte yaptığı kafa vuruşuydu. 65. dakikada Altay’ın büyük hatasını Belhanda çektiği çok zayıf şutla değerlendiremedi. 66’da Ersun Yanal kırmızı kartla tribüne gönderildi. 78’de Onyekuru’nun ceza sahasına girdiği pozisyonda Jailson’un yaptığı müdahelenin ardından Galatasaray’ın kazadığı penaltıyı Falcao gole çevirdi. Golün ardından Fenerbahçe’de Isla-Mevlüt değişikliği yapılırken Galatasaray’da Ahmet Çalık, Belhanda’nın yerine oyuna girecekken Belhanda ve Deniz’in tartışması ilerleyince iki oyuncu da kırmızı kart gördü ve Ahmet, Falcao’nun yerine dahil oldu.

Deniz’in atılmasıyla Fenerbahçe en diri ve hızlı atağa çıkabileceği oyuncusunu kaybetmiş oldu. Yani bu iki kırmızı karttan görece daha zararlı çıkan ekip Fenerbahçe oldu.

Ahmet’in de girişiyle beraber Galatasaray rakibini derinde, beşli bir çizgi halinde karşılamaya başladı. Bu çizginin Onyekuru veya Feghouli’nin de katılımıyla altıya da çıktığını gördük.

Son bölümde Fenerbahçe takım halinde Galatasaray yarı sahasına yerleşti ve bu süreçte de Galatasaray yine Onyekuru’yla bir pozisyona girdi ancak değerlendiremedi. Fenerbahçe ise Mehmet Ekici’nin kullandığı serbest atışla gole yaklaştı. Maçın sonunda ise Onyekuru açık alanda bulduğu pozisyonu bu kez gole çevirerek maçın skorunu belirledi.

Oyun Planları ve Mentalite

Fenerbahçe

Ersun Yanal muhtemelen Gustavo’nun geçen hafta gördüğü sarı karttan itibaren derbinin 11’ini düşünmüştür. Garry’nin sakatlığının bulunduğu durumda kanat rotasyonundan Tolga’yı çıkartmamak adına Tolgay Arslan’ı Ozan’ın partneri olarak kullanmayı tercih etti. Hasan Ali’nin oynayabilecek durumda olmasıyla birlikte ise Dirar uzun süre sonra orijini olan sağ açığa geri döndü.

Fenerbahçe, savunmasını bu haftaya kadar olduğu gibi önde kurarak oyunu rakip yarı sahaya yıkma düşüncesiyle maça başladı. Isla hücum koşularına sıkça katılıp ataklarda rol oynasa da Hasan Ali’nin maç eksikliği göze çarptı. Tolga’nın zaten kanat orijinli bir oyuncu olmaması ve arkasından yeterli bindirmenin gelmemesi Fenerbahçe’yi hücum opsiyonlarında daralmaya itti.

Orta alanda Tolgay ve Ozan tempolu bir şekilde savunma yapsalar da Tolgay’ın çok hücumcu bir orta saha olmaması bu alanda nicel üstünlük sağlayamamalarına neden oldu. Muriqi, hem kanatlara açılıp kısa beklerden hava topu aldı hem de ilerideki hareketliliğiyle arkasındaki oyuncuları rahatlattı ancak topla oynarken geriden pasla çıkma çabalarının yanında hücum oyuncuları orta alanda top almaya gelmeyince blokların arasındaki mesafe oldukça açıldı.

Fenerbahçe 0-0 ve 1-0’ı arasında uçurum olacak şekilde farklı oynamadı. 2-1’e kadar ana planda ısrar edildi ancak sonuç vermediği de ortadaydı. 2-1’in hemen ardından gelen Isla-Mevlüt değişikliği ve Deniz’in kırmızı kart görmesinin üzerine Ozan tek orta saha gibi oynarken hücumcu bir oyun planına geçildi.

Bu yapı değişikliğinden sonra Fenerbahçe rakip yarı alanda daha büyük varlık gösterdi ve pozisyona girmeyi de başardı ancak sonuç alamadı. Son dakikalarda 11 kişiyle rakip sahada bulunan Fenerbahçe bu nedenle arkada büyük boşluklar verdi ve 97. dakikada Onyekuru bu boşluklardan birini değerlendirerek farkı ikiye çıkartıp maçı bitirdi.

Galatasaray

Geçtiğimiz hafta tüm rakiplerinin puan kaybının ardından 90. dakikaya 1-0 önde girdiği bir maçta Fatih Terim’i belki de en çok üzecek şey oldu ve Mario Lemina sakatlanarak oyundan çıktı. Hocanın Ahmet’i stoperde oynatıp orta sahada Donk’u mu kullanacağı yoksa farklı bir çözüme mi gideceği düşünülüyordu. Kadrolar açıklandığında ise Donk stoperde, Seri, Lemina’nın görevinde, yanında ise Belhanda vardı. Ömer’i ilk 11 başlatarak dinamik ve çift yönlü bir orta saha kurulmak istendi. Saracchi ve Onyekuru’yla sol kanadı hız ve tempoya dayalı kuran Fatih Terim sağ kanadı ise iyi anlaşan ve topu kullanmakta daha meziyetli olan Mariano-Feghouli ikilisine teslim etti.

Seri’nin savunma arasına girerek oyun kurması ve bunu başarılı bir şekilde yapması hem topu saklarken hem de uzun paslarında takımı rahatlatmanın yanında hızlı hücumlara da çıkabilmelerini sağladı.

Belhanda sezon performansının aksine istekli ve tempolu bir maç çıkartarak Ömer’i de Seri’yi de oldukça rahatlattı. Takım performansının yükselmesiyle Ömer Bayram daha az öne çıkar oldu ve üzerindeki baskıyı da son haftalarda bir hayli azalttı. Feghouli geçen sezon olduğu gibi bu sene de ligin ikinci yarısında vitesi arttırarak Kadıköy’e geldi ve bu maçta Mariano’ya savunma açısından fazlasıyla yardım etti.

Onyekuru, 100 dakika boyunca temposunu neredeyse hiç düşürmeden hem Saracchi’nin savunmasına destek oldu hem savunma arkasına yaptığı koşularla Isla ve Jailson’u yordu. Falcao ise ön alanda pas yollarını kapatarak savunmayı başlatan isim oldu.

Sonuca Giden Yol

Galatasaray ilk düdükle birlikte rakip sahada baskı kurarak Fenerbahçe’nin toplu oyununu bozmaya çalıştı ve genel yüzde itibarıyla başarılı da oldu. Top Altay’dayken Falcao’yla başlayan pres Fenerbahçe yarı alanı geçene kadar sürdü ve bunu belirli dakikalarda dinlenerek maçın geneline yayabildiler.

Savunma dörtlüsü ise Fenerbahçe’nin aksine derinde bekleyerek rakibini karşılarken 100 dakika boyunca konsantrasyon bozulması yaşamadan plana sadık kaldı. Fenerbahçe’nin orta alanda çoğalamaması ise gerideki savunmayı adam ve alan paylaşımında rahatlattı. Birçok pozisyonda çizgi halinde olan Galatasaray müdafası hem arkaya yapılan koşularda ofsaytı bozmamış hem de aralarında kopukluk yaşamamış oldu.

Chelsea – Tottenham: Lampard’dan 3’te 3

Lampard son anlarda ciddi bir stres yaşasa da Mourinho’yla karşı karşıya geldiği üçüncü maçtan da galip ayrılmayı başardı.

Maçın İçinden

Maçın başlamasıyla beraber 20 dakika boyunca, 10. dakika civarı Tottenham’ın iki korner bulup Moura’nın şutuyla biten iki dakikalık süreç haricinde, Chelsea, Tottenham’ı kendi yarı sahasına boğdu ve neredeyse top göstermedi.Bu süreçte kaleyi 5 veya 6 kez yokladılar ve sonunda Giroud’un düzgün vuruşuyla golü buldular. Kaybedilen toplar çabuk kazanılıyor ve direkt bir oyunla kaleye gidiliyordu. 25-35 arasında Tottenham biraz olsun varlık göstermeye çalışıp dengeli bir oyun oynadı. Bu süreçte Moura’nın etkili bir şutu ve arkasından gelen kornerle gole de yaklaştılar. Maça iyi başlayan Caballero ise ilk hatasını absürt denebilecek seviyede yaptı ve Tanganga savunma arkasına yaptığı koşunun ardından iyi bir kontrol yapabilse golle burun buruna kalacaktı. Bu sekansın ardından Chelsea tekrar topa hakim oldu ve baskıyı kurmaya başladı. Bunun en önemli etkenlerinden biri ise Tottenham’ın kıramadığı baskıya rağmen autlarda inatla kısa pas yapıp top kaybetmesiydi.

İkinci yarının başında aynı ilk devre gibi Chelsea tekrar üstün başladı. O üstünlüğü de 5 dakika dolmadan Mount’un içeri harika katetmesinin ardından Barkley’e çıkartıp Barkley’in de zaman kaybetmeden Alonso’ya yaptığı ekstra pasın ardından Alonso’nun muhteşem vuruşuyla attıkları golle süslediler. (48′). Golün hemen ardından 53. dakikada Lo Celco’nun Azpilicueta’ya oldukça sert bir müdahelesi oldu, VAR’dan da kontrol edilen pozisyonda kırmızının çıkmaması Tottenham için kötü gittikleri maça tutunma şansı verdi. 60.dakikada Ndombele ceza sahasına çok iyi girdiği pozisyonda vurmakta geç kalınca farkı bire indirme şansı kaçmış oldu. Tottenham savunma güvenliğini ikinci plana atınca arkadaki boşlukları hızlı oyuncularla değerlendirmek isteyen Lampard, yorgun Giroud ve Barkley’i kenara alıp yerlerine Abraham ve Willian’ı alarak takım hızını bir hayli arttırdı. Mourinho ise maç boyu hiçbir varlık gösteremeyen Bergwijn ve savunmadan bir eksilip hücumda çoğalabilmek adına Alderweiled’i çıkartıp Alli ve Aurier’i sahaya sürdü. Değişikliklerin hemen ardından Mount’un sağ kenarda muhteşem bir çalım atıp Abraham’ın önüne bıraktığı topta LLoris yine çok iyi bir kurtarış yaparak Tottenham’ı maçta tuttu. Maçın son 10 dakikasında önce Chelsea, Alonso’nun frikiğinde gole çok yaklaştı sonra Tottenham golü buldu. Moura’nın ara pasında topla buluşan Lamela, Alli’ye çevirmeye çalışırken Rudiger’e çarpan top 89’da Tottenham’ı umutlandırdı. Maçın sonuna eklenen 4 dakikada Tottenham beraberlik için yüklense de golü bulamayınca Lampard, Mourinho’ya karşı yeniden galip gelmiş oldu.

Diziliş ve Taktitsel Anlayışlar

Lampard maça sezonun ilk Tottenham maçına çıktığı diziliş olan 3-4-2-1 ile çıkarak hem kanat beklerine (özellikle Alonso) daha rahat hücum yapma olanağı sağladı hem de geride eksik yakalanmamış oldu. Maç içinde Christensen’in ekstra bir performans göstermesi ise takımı oldukça rahatlattı. Jorginho bire birde çok iyi bir savunmacı olmasa da savunma önünde oynarken kestiği toplarla ve ilk goldeki muhteşem ara pasıyla takıma büyük katkı sağladı. Kovacic’in temposu ve Mont-Barkley ikilisinin hareketli olması Chelsea’nin orta alanda kalabalıklaşmasını sağlarken ve Tottenham’ın topla beraber rahat çıkamamasına yol açtı. Giroud ise Mount ve Barkley’e duvar olurken hava toplarındaki etkinliği ayrıca sıkışık savunmanın içinden ondan beklenmeyecek düzeyde hareket etmesi hem ilk golü bulmalarında büyük rol oynadı hem de arkasındaki ikiliye alan açılmasını sağladı.

Mourinho’nun bir önceki gün basın toplantısında Lampard’ın üçlü savunmayla çıkacağını tahmin ettiğini söylemesinin üzerine Lampard’ın ana planını bozmak yerine bunu kusursuza yakın oynamaya çalışmasının bence maçın hikayesinde oldukça büyük bir yeri vardı. Maçtan önce ‘Chelsea’nin nasıl oynamasını istersin?’ deseler bu 90 dakikadan çok da farklı bir şey söyleyeceğini sanmam.

Tottenham gibi bir takımda Kane’in sezonu kapatmasının ardından daha kötü ne olabilir? Hemen arkasından Son’un da uzun süreli bir sakatlık sürecine girmesi mesela. Jose 1,5 ayda en büyük iki hücum silahını kaybetti ve Leipzig maçına ileri uçta Lucas Moura’yla başlamayı tercih etti. O maçta Bergwijn’ın kanatta etki yaratamaması Mourinho’yu orada kullanabileceği Moura’dan da etti. Bunun üzerine fazla da bir opsiyonu bulunmayınca Moura’yı Chelsea maçıyla beraber tekrar kanat pozisyonuna çekerek belki de ilk kez santrafor oynayan Bergwijn’ı en uca koymak zorunda kaldı.

Lampard’ın üçlüsüne karşı üçlüyle çıkarak neredeyse basketboldaki kadar adam adama bir savunma mantığı izlemiş olduk. Ancak orta alanda Chelsea’nin dört kişiyle yaptığı baskının yakınından geçemeyip bir de üzerine savunmadan çıkarken o baskıya top kaybetmek Mourinho’nun planlarını oldukça bozdu. Kulübede oyunu doğrudan etkileme potansiyeli en yüksek isim olan Alli’yi ise belki oyun planından belki de Leipzig maçında oyundan çıkarken verdiği tepkiden dolayı 78. dakikaya kadar oyuna almamakta ısrar etti. Leipzig maçının ardından yaptığı basın toplantısında ‘Onu çıkardıktan sonra oyunumuz gelişti.’ cümlesi beni işin biraz daha o tepkiden dolayı olduğu tarafına itiyor.

Sonuç

Nihayetinde Lampard oyundan beklediği şeylerin büyük bir bölümünü bulmuş oldu, Mourinho ise Bergwijn ve Lo Celco’nun fazla bir varlık gösterememesinin üzerine orta saha mücadelelerinde genellikle Chelsea’nin başarılı olması eklenince planlarında büyük bir bozulma yaşadı. Güçlü bir kulübesinin olmaması (Kane ve Son’un sakatlıkları nedeniyle) elini kolunu da biraz olsun bağlamış oldu ve Lampard üçüncü kez karşılaştığı eski hocasını üçüncü kez üstün bir oyunla yenmiş ve Şampiyonlar Ligi potasında kalmakla beraber Tottenham’la arasındaki puan farkını 4’e çekmiş oldu.

Fenerbahçe -Galatasaray: Kadro planlamalarını etkileyen faktörler

Derbiden önce teknik adamlar ilk 11’lerini, yedeklerini ve skor odaklı plan değişikliklerini nasıl yapacak?

Rekabetin, tansiyonun ve beklentinin bu kadar büyük olduğu bir derbide teknik adam olsanız siz oyun planınızı neye göre düzenlerdiniz ? Kazanmak ? Kaybetmemek ? Yoksa bu baskının altında karşı takımı sıradan bir rakipçesine analiz ederek mi ? Benim cevabım son iki paragrafta.

Öncelikle ev sahibi Fenerbahçe’nin gözünden başlayalım. Ersun Yanal geçen sezon takıma taraftarın yoğun isteği ve Ali Koç’un o zamana kadarki teknik direktör seçimlerindeki başarısızlığını görmesi üzerine ‘eldeki imkanlarla getirilebilecek en doğru adam’ konumunda giriş yaptı. Ana planın savunmadan hücuma geçmesi, ön alanda yapılan baskı taraftarı gelecek adına umutlandırmaya yetti. Bunun temel nedeni ise bundan yalnızca 5 sene önce aynı mentaliteyle nisan ayında gelen şampiyonluktu. Üstüne üstlük ocakta küme düşme hattının yakınlarında gezen Fenerbahçe mayıs ayına gelindiğinde Avrupa ümidiyle sahaya çıkabilmişti.

Bu sezon ise iç sahadaki güçlü oyun ve dolu tribünlerin yarattığı baskı deplasmanlarda bırakılan 21 puana rağmen ligde büyük takımlarla Anadolu ekipleri arasındaki makasın da daralmasıyla kimsenin kopup gidemediği şampiyonluk mücadelesinde tutmaya yetti Fenerbahçe’yi. Ancak şimdi önümüzde son 3 haftada maç kazanamamış ve önündeki derbiyi de kazanamaması halinde şampiyonluk hedefinden bir hayli uzaklaşacak hatta yenilmesi halinde 20 seneden sonra kendi sahasında ezeli rakibine kaybeden Fenerbahçe hocası olarak anılacak bir teknik adam var. Ve bu adam o maçı kazanırsa rakiplerine karşı sağladığı fikstür avantajıyla beraber daha yüksek sesle şampiyonluktan bahsedebilecek.

Bana kalırsa Ersun Yanal’ın birinci önceliği kazanmak olacaktır ancak Gustavo, Emre ve Rodrigues’in bu maçta oynayamayacak olması da dizilişini az çok mecbur kılar hale getiriyor. İkinci devreye başlarken Gustavo-Emre hocanın ana planı gibi dururken Ozan bir jokerdi, Tolga ise sol kanatta hocanın savunmayı 3. bölgeden başlatması adına önem taşıyordu. Şimdi ise elinde 6-8 oynayabilecek pek bir seçeneği yok. Bu ikilinin 6 numarası olarak ya Herta Berlin’de 6 numarada başarılı işler yapmış Tolga’yı ya da stoper tandemine artık monte etti diyebileceğimiz Jailson’u kullanmak durumunda. Kulübedeki Rami ve Falette’e hocanın pek de güvendiğini söyleyemeyiz. Bu yüzden Jailson’u stoperde kullanmaya devam ederek önüne elinde kalan tek tercih olan Ozan-Tolga’yı kullanacak gibi duruyor. Altay, Serdar ve Isla’nın yeri zaten sabit. Sol bekte kimin oynayacağına ise kanat rotasyonundaki yokluk karar verecek gibi. Garry’nin sakat olduğu, Tolga’nın 6’ya çekilmek zorunda kalındığı bir derbide kanat oyuncusu profilli 3 isim kalıyor elde: Dirar, Deniz, Ferdi. Kruse 10 numarada, kendi yerinde, form tutmuşken onu kanatta kullanmak istemeyecektir. Ferdi’ye hala tam olarak güvenemediğini göz önünde bulundurursak da Dirar’ın sağ kanatta Isla ile uyumu nedeniyle sağda, Deniz Türüç’ü ise solda göreceğiz gibi. Tabi Galatasaray solunun Saracchi, Ömer, Onyekuru üçlüsünün ikisinden oluşacağını düşündüğümüzde Dirar’ın bek özelliğini de burada kullanmak isteyecektir. Özellikle Saracchi’nin oynaması durumunda onu rahat bir şekilde Fenerbahçe yarı sahasında dolaştırmak riskli olacaktır. Ersun Yanal’ın çıkaracağı 11 hakkındaki öngörüm bu şekilde.

Peki ya Fenerbahçe’nin oyun planı nasıl olacak? 0-0, 1-0 ve 0-1’ı birbirinden tabi ki farklı oynayacaktır. Derbilerde ev sahibinden özellikle Fenerbahçe’den alışkın olduğumuz gibi ilk 15 dakikada rakibin üzerine çökmek isteyeceklerdir. Erken gelen bir gol hem motivasyonunuzu yükseltebilir hem taraftarı daha güçlü bir şekilde arkanıza almanıza neden olur. Bunların yanı sıra hiçbir büyük takım Kadıköy’deki bir derbide geride olmayı istemez hatta öndeyken bile çoğu zaman tedirgin olur. İlk 15’te golü bulamazlarsa oyun biraz daha dengeye döner ve iki taraftan da kontrollü bir futbol izleyebiliriz. Devre sonuna yaklaşıldığında ise her iki taraftan da ’45’i atlatalım’ sinyalleri almamız şaşırtıcı olmaz. İkinci yarının 0-0’la devam etmesi son bölümlerde Fenerbahçe’nin baskılı bir oyun oynmasına sebep olur. Daha önce dediğim gibi Fenerbahçe bu 3 puanı da alamaz ve zirveyle arasında 11 puan gibi bir fark olursa (Trabzonspor’un hem bu hafta hem eksik Malatya maçını kazanıp derbinin beraberlikle sonuçlanması durumu) camiadaki şampiyonluk seslerinde alçalma meydana gelmesi muhtemeldir. Bu yüzden Ersun Yanal’ın biraz daha risk alabileceğini; Dirar-Mevlüt değişikliğiyle Deniz’i de orta sahaya çekip 4-4-2 baklava haline gelebileceğini düşünüyorum. Bu sisteme geçilirse Deniz-Ferdi değişikliği de şaşırtıcı olmaz. Ve bu şekilde son dakikalardan bir gol çıkartmaya çalışırlar.

Fenerbahçe aradığı o golü son 20 dakikaya gelinmeden bulursa (ilk yarı veya 45-70 arası) ise son 20 dakika veya yarım saatte Dirar’ın Isla’yla beraber neredeyse tamamen çift bek gibi görev alacağını Tolga’nın stoper arasına girip savunmayı 5’leyeceğini düşünüyorum. Bu şekilde fazla hücum opsiyonu bulunmayan Galatasaray’ı tamamen kilitlemek isteyecektir.

Üçüncü ve son ihtimalimiz de golü Galatasaray’ın bulması. Ben bu durumda Ersun Yanal’ın oyunun belli bir bölümüne kadar ana planından kopmayacağını düşünüyorum. Tabi ki çok aksayan bir nokta veya sakatlık/kart olmaması durumunda. Fenerbahçe 1-1’i yakalarsa sonrasının Galatasaray için kabusa dönüşeceğinin farkındadır hoca. 0-1’de 60 gibi, 1-1’i yakalaması durumunda ise 75-80 civarında yine hücumsal değişikliklerini görme ihtimalimiz çok yüksek.

Bir de Galatasaray açısından bakalım bu 90 dakikaya. Fatih Terim 1,5 sezon önce geldiği Galatasaray’da ekonomik açıdan zorlu geçen 2 şampiyonluk kazanmış ve bu seneye ‘güçlü’ bir kadroyla başlamıştı. Birçoğuna göre Galatasaray bu kadroyla açık ara şampiyon olmalıydı. Bakıldığı zaman sahaya çıkan 11 isim de oldukça kaliteliydi (Muslera/Nagatomo-Luyindama-Marcao-Mariano/N’Zonzi-Lemina-Seri-Feghouli-Babel/Falcao) ancak hesapta bir hata vardı. Bu takımın yaş ortalaması 30 ve düşüren iki ismi stoperdi. Yani Fatih Terim’in Galatasaraylı’lara alıştırdığı tempolu hücum oyununu oynaması neredeyse imkansızdı. Hoca ise bıkmadan ocak ayını işaret ediyordu, ‘operasyon’ diyordu. O zamana kadar Ömer takıma monte edilmiş ve bir nebze de olsaoyuna hız kazandırmıştı ancak hala oldukça yetersizdi. Ocak ayı geldiğinde N’Zonzi ve Babel gitmiş, sezon başı listede bulunmayan Linnes geri dönmüş ve Nagatomo listeden çıkarılmıştı. Bunların üzerine takımın sol tarafını tamamen hız ve dinamizme dayalı bir hale getirmek amacıyla Saracchi ve Onyekuru transferleri yapıldı. Sonrasında ligde 6 maçlık bir seri oluşmuş ve liderle aradaki puan farkı maksimum 5 (Trabzonspor’un Malatya’yı yenmesi durumu) olacak şekilde üçüncülüğe kadar gelinmişti.

Fatih hoca maça çıkarken aklındaki ilk şey kazanmak değil kaybetmemek olacaktır. Dizilişe gelirsek Saracchi ve Falcao’nun durumu belirsiz, Lemina ise oynayamayacak. Lemina’nın eksikliği hem takımın geriden top çıkartırken rahatlaması hem de orta sahadaki dinamizmini olumsuz etkileyecektir. Onun eksikliğinde Donk’u 6 numaraya çekip stoperde Ahmet’i kullanmaksa büyük risk olur. Bu yüzden savunmada sol bek haricinde değişiklik beklemiyorum. Sol bek konusunda ise önemli olan Onyekuru’nun durumu. Hoca Onyekuru’nun 90 dakika oynayabileceğini düşünürse sol beke de muhtemelen oynayabilir durumda olan Saracchi’yi, oynayamayacaksa Ömer’i tercih edecektir. Ancak Onyekuru sonradan dahil olacaksa sol önde Ömer Bayram, arkasında Saracchi veya Linnes olacaktır. Bunda da önemli etken yine Saracchi’nin durumu. Savunmanın önünde Seri’nin yeri banko diyebiliriz. Yanında oynayacak isim opsiyonlarında ise Belhanda ve Taylan’dan başka alternatif yok gibi. Fatih Terim’in şimdiye kadarki ilk 11 ve değişiklik tercihlerine bakarak Taylan’ı önümüzdeki sezona hazırladığını söylemek çok da yanlış olmaz. Ayrıca düzenli oynatmadığı Taylan’ı Kadıköy gibi bir deplasmanda 11 başlatarak risk almak istemeyecektir. 6-8 ikilisi aslında ikisi de 8 olan Seri ve Belhanda’dan oluşacak. Forvetin arkasında Emre ve sağ kanatta Feghouli de sabit kalacaktır. Forvette ise Falcao’nun iyileştiği söylense de Fatih Terim’in çıktığı son 6 maçta 7 gol atan Adem’i bu formuyla yedek bırakacağını sanmıyorum.

Oyun akışında ise 0-0’ın biraz daha olsun işine yaradığı ekip Galatasaray. Bu sebeple ilk amaç kesinlikle Fenerbahçe’nin maç başında yapacağı yoğun baskıyı kırmak olacaktır. Oyun biraz daha rölantiye yaklaştığında ise hocanın isteği topa daha çok sahip olarak skoru korumak olacaktır. Çünkü bu şekilde son yarım saate girilmesi durumunda Fenerbahçe gol için yüklenmeye başlayacak, Feghouli ve Onyekuru’yla kontra atak bulma olanakları artacaktır.

Olası bir Fenerbahçe golünde ise oyuncu veya plan değişikliği olmadan bu sefer topa sahip olurken bir yandan da rakip ceza sahasına oyun yıkılmaya çalışılacaktır. Burada Galatasaray’ın elini en çok rahatlatan durum ise Rodrigues gibi hızlı bir oyuncunun sahada olmayacak olması yani rakip en büyük kontra gücünden yoksun bir şekilde sahada olacak. Bu da daha rahat bir şekilde rakip yarı alanda oyun kurmasını sağlayacak.

Skor Galatasaray lehine değişirse maçın son bölümlerinde Feghouli-Onyekuru ve Adem-Ahmet değişikliklerini görebiliriz. 5’li bir savunmahattı kurup 4 orta sahasını da defansa yaklaştırarak en uçta Onyekuru ile yine kontralardan ikinci gol aranacaktır.

Ben iki takımdan birinin hocası olsaydım da bu kadrolarla sahada olurdum. Kısaca bu 11’lerin nedenlerini de paylaşayım.

Fenerbahçe’de Adil Rami’nin oynamamasının en büyük nedenlerinden biri hız. Peki bu hız sorunu tolere etmek mümkün değil mi? Bence mümkün. Savunma hattı biraz geriden kurularak Rami’nin yanından basıp gidilmesi önlenebilir. Bu orta sahada olduğu zaman rakip bire bir pozisyona girecektir ama derindeki bir savunmada topu ayağından aynı derecede açması pek mümkün olamaz. Bu nedenle Emre-Gustavo yokluğunda Rami’yi stopere çekerek orta alanda Jailson’u kullanırdım. Kanatsız bir oyunla Tolga ve Ozan gelen rakip bekleri karşılar ve kanatta mecburiyetten oynatılan Tolga-Deniz ikilisine de ihtiyaç kalmaz. Deniz Türüç’ü de Kayserispor’da etkili olduğu forvet arkası pozisyonuna, Kruse’nin yanına çekmek Kruse’nin ceza sahası koşularında yay çevresinde Fenerbahçe’nin eksilmesine de çözüm olur. Ayrıca hem sol ayağıyla çektiği şutlar hem de hızıyla hem rakip kaleyi hem de Lemina’sız Galatasaray stoper tandemi ve 6 numara üçgenini oldukça zorlayabilir.

Galatasaray’a gelirsek Lemina’nın stoper arasına girmesi ve savunmayı rahatlatması özelliğini bir nebze de olsa geri kazandırabilmek adına ayaklarını iyi kullanan Donk ve Marcao’nun arkasına fena bir süpürücü olmayan Ahmet’i koymak bence hiç de mantıksız bir fikir değil. Saracchi’nin oynadığı durumda solda hücumu savunmasından çok daha iyi olan Saracchi ve sağda Mariano’yla hem hücum opsiyonu kazandırmış hem de orjini savunmacı olan iki oyuncuyla savunma hattını beşlemiş oluyoruz. Mariano’nun yaşı tempoyu kaldıramayacağı için pozisyonlarda kendini dinlendirerek geride kalabilir. Bu anlarda ise savunma birer sola kayarak arkada dörtlü beklemiş, Feghouli’nin kanada açılmasıyla ideal 4-2-3-1 dizilimi sağlanmış olur. 3’lü savunmayla Seri ve Belhanda’nın yükü de azalacağından hücumdaki aksiyonları daha pozitif sonuç verebilir.

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın