Chelsea – Tottenham: Lampard’dan 3’te 3

Lampard son anlarda ciddi bir stres yaşasa da Mourinho’yla karşı karşıya geldiği üçüncü maçtan da galip ayrılmayı başardı.

Maçın İçinden

Maçın başlamasıyla beraber 20 dakika boyunca, 10. dakika civarı Tottenham’ın iki korner bulup Moura’nın şutuyla biten iki dakikalık süreç haricinde, Chelsea, Tottenham’ı kendi yarı sahasına boğdu ve neredeyse top göstermedi.Bu süreçte kaleyi 5 veya 6 kez yokladılar ve sonunda Giroud’un düzgün vuruşuyla golü buldular. Kaybedilen toplar çabuk kazanılıyor ve direkt bir oyunla kaleye gidiliyordu. 25-35 arasında Tottenham biraz olsun varlık göstermeye çalışıp dengeli bir oyun oynadı. Bu süreçte Moura’nın etkili bir şutu ve arkasından gelen kornerle gole de yaklaştılar. Maça iyi başlayan Caballero ise ilk hatasını absürt denebilecek seviyede yaptı ve Tanganga savunma arkasına yaptığı koşunun ardından iyi bir kontrol yapabilse golle burun buruna kalacaktı. Bu sekansın ardından Chelsea tekrar topa hakim oldu ve baskıyı kurmaya başladı. Bunun en önemli etkenlerinden biri ise Tottenham’ın kıramadığı baskıya rağmen autlarda inatla kısa pas yapıp top kaybetmesiydi.

İkinci yarının başında aynı ilk devre gibi Chelsea tekrar üstün başladı. O üstünlüğü de 5 dakika dolmadan Mount’un içeri harika katetmesinin ardından Barkley’e çıkartıp Barkley’in de zaman kaybetmeden Alonso’ya yaptığı ekstra pasın ardından Alonso’nun muhteşem vuruşuyla attıkları golle süslediler. (48′). Golün hemen ardından 53. dakikada Lo Celco’nun Azpilicueta’ya oldukça sert bir müdahelesi oldu, VAR’dan da kontrol edilen pozisyonda kırmızının çıkmaması Tottenham için kötü gittikleri maça tutunma şansı verdi. 60.dakikada Ndombele ceza sahasına çok iyi girdiği pozisyonda vurmakta geç kalınca farkı bire indirme şansı kaçmış oldu. Tottenham savunma güvenliğini ikinci plana atınca arkadaki boşlukları hızlı oyuncularla değerlendirmek isteyen Lampard, yorgun Giroud ve Barkley’i kenara alıp yerlerine Abraham ve Willian’ı alarak takım hızını bir hayli arttırdı. Mourinho ise maç boyu hiçbir varlık gösteremeyen Bergwijn ve savunmadan bir eksilip hücumda çoğalabilmek adına Alderweiled’i çıkartıp Alli ve Aurier’i sahaya sürdü. Değişikliklerin hemen ardından Mount’un sağ kenarda muhteşem bir çalım atıp Abraham’ın önüne bıraktığı topta LLoris yine çok iyi bir kurtarış yaparak Tottenham’ı maçta tuttu. Maçın son 10 dakikasında önce Chelsea, Alonso’nun frikiğinde gole çok yaklaştı sonra Tottenham golü buldu. Moura’nın ara pasında topla buluşan Lamela, Alli’ye çevirmeye çalışırken Rudiger’e çarpan top 89’da Tottenham’ı umutlandırdı. Maçın sonuna eklenen 4 dakikada Tottenham beraberlik için yüklense de golü bulamayınca Lampard, Mourinho’ya karşı yeniden galip gelmiş oldu.

Diziliş ve Taktitsel Anlayışlar

Lampard maça sezonun ilk Tottenham maçına çıktığı diziliş olan 3-4-2-1 ile çıkarak hem kanat beklerine (özellikle Alonso) daha rahat hücum yapma olanağı sağladı hem de geride eksik yakalanmamış oldu. Maç içinde Christensen’in ekstra bir performans göstermesi ise takımı oldukça rahatlattı. Jorginho bire birde çok iyi bir savunmacı olmasa da savunma önünde oynarken kestiği toplarla ve ilk goldeki muhteşem ara pasıyla takıma büyük katkı sağladı. Kovacic’in temposu ve Mont-Barkley ikilisinin hareketli olması Chelsea’nin orta alanda kalabalıklaşmasını sağlarken ve Tottenham’ın topla beraber rahat çıkamamasına yol açtı. Giroud ise Mount ve Barkley’e duvar olurken hava toplarındaki etkinliği ayrıca sıkışık savunmanın içinden ondan beklenmeyecek düzeyde hareket etmesi hem ilk golü bulmalarında büyük rol oynadı hem de arkasındaki ikiliye alan açılmasını sağladı.

Mourinho’nun bir önceki gün basın toplantısında Lampard’ın üçlü savunmayla çıkacağını tahmin ettiğini söylemesinin üzerine Lampard’ın ana planını bozmak yerine bunu kusursuza yakın oynamaya çalışmasının bence maçın hikayesinde oldukça büyük bir yeri vardı. Maçtan önce ‘Chelsea’nin nasıl oynamasını istersin?’ deseler bu 90 dakikadan çok da farklı bir şey söyleyeceğini sanmam.

Tottenham gibi bir takımda Kane’in sezonu kapatmasının ardından daha kötü ne olabilir? Hemen arkasından Son’un da uzun süreli bir sakatlık sürecine girmesi mesela. Jose 1,5 ayda en büyük iki hücum silahını kaybetti ve Leipzig maçına ileri uçta Lucas Moura’yla başlamayı tercih etti. O maçta Bergwijn’ın kanatta etki yaratamaması Mourinho’yu orada kullanabileceği Moura’dan da etti. Bunun üzerine fazla da bir opsiyonu bulunmayınca Moura’yı Chelsea maçıyla beraber tekrar kanat pozisyonuna çekerek belki de ilk kez santrafor oynayan Bergwijn’ı en uca koymak zorunda kaldı.

Lampard’ın üçlüsüne karşı üçlüyle çıkarak neredeyse basketboldaki kadar adam adama bir savunma mantığı izlemiş olduk. Ancak orta alanda Chelsea’nin dört kişiyle yaptığı baskının yakınından geçemeyip bir de üzerine savunmadan çıkarken o baskıya top kaybetmek Mourinho’nun planlarını oldukça bozdu. Kulübede oyunu doğrudan etkileme potansiyeli en yüksek isim olan Alli’yi ise belki oyun planından belki de Leipzig maçında oyundan çıkarken verdiği tepkiden dolayı 78. dakikaya kadar oyuna almamakta ısrar etti. Leipzig maçının ardından yaptığı basın toplantısında ‘Onu çıkardıktan sonra oyunumuz gelişti.’ cümlesi beni işin biraz daha o tepkiden dolayı olduğu tarafına itiyor.

Sonuç

Nihayetinde Lampard oyundan beklediği şeylerin büyük bir bölümünü bulmuş oldu, Mourinho ise Bergwijn ve Lo Celco’nun fazla bir varlık gösterememesinin üzerine orta saha mücadelelerinde genellikle Chelsea’nin başarılı olması eklenince planlarında büyük bir bozulma yaşadı. Güçlü bir kulübesinin olmaması (Kane ve Son’un sakatlıkları nedeniyle) elini kolunu da biraz olsun bağlamış oldu ve Lampard üçüncü kez karşılaştığı eski hocasını üçüncü kez üstün bir oyunla yenmiş ve Şampiyonlar Ligi potasında kalmakla beraber Tottenham’la arasındaki puan farkını 4’e çekmiş oldu.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın